<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5144387749562220272</id><updated>2009-10-17T02:48:02.562-07:00</updated><title type='text'>Mankurtlaştırılıyoruz</title><subtitle type='html'>Türk Milleti, üzerinde oynanan oyunların farkına var..</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mankurtlastirma.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5144387749562220272/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mankurtlastirma.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>milliformalar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04348632320211523051</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>1</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5144387749562220272.post-1054560621941576127</id><published>2008-04-19T12:39:00.000-07:00</published><updated>2009-01-09T06:32:50.946-08:00</updated><title type='text'>Mankurtlaştırma Nedir</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_D6-JeMCZc0Q/SHS3MDAO3MI/AAAAAAAAAA4/F5YzaCU8kzc/s1600-h/bayrak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_D6-JeMCZc0Q/SHS3MDAO3MI/AAAAAAAAAA4/F5YzaCU8kzc/s320/bayrak.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220999285621841090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;h4&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yrd. Doç. Dr. İkram ÇINAR , &lt;span style="font-family:Tahoma;"&gt;İnönü  Üniversitesi, Eğitim Fakültesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu yazıda, ulusal eğitim ve kültür anlayışından nasıl  uzaklaştırılmakta olduğumuz açıklanmaya çalışılmaktadır. Yazıda, emperyalizmin,  işbirlikçi çevreler aracılığıyla toplumun zihnini yeniden inşa ettiği, böylece  toplumu “mankurtlaştırdığı”, bunun sonucunda ulusal reflekslerin nasıl  aşındırıldığı ve ulusal direncinin nasıl kırılmak istendiği üzerinde  durulmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=""&gt;Giriş&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Anadolu, ilk  uygarlıkların ortaya çıktığı bir yer ve biz Anadolu’da yaşıyoruz. Bu topraklar  çeşitli uygarlıkların kurulup geliştiği bir alan üzerindedir. Bu topraklarda  kurulan devletlerin hemen hepsi dünyanın önemli olaylarında belirleyici  olmuştur. Hitit, Lidya, Roma, Selçuklu, Osmanlı Devleti bunlar arasındadır. Bu  topraklarda yaşayıp da yeterince etkin ve öncü rol oynayamayan devlet sadece  biziz. Kuşkusuz, uygarlıkları yaratan topraklar değil, kültürümüzdür.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Bu, bilinen bir gerçekliktir. Dolayısıyla Türkiye’nin  kendisinden önce gelenler gibi, bir süper devlet olmaması için her türlü çirkin  girişim, entrika, terör, kriz... yaşatılıp duruyoruz. Bunlar, bize özellikle  Batılı “dostlarımız” ve yerli işbirlikçileri tarafından yaşatılmaktadır.  Cumhuriyet, sağlam temellerine rağmen ciddi tehditler altındadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Bir ülkenin geleceğinde eğitim önemli bir belirleyicidir.  Eğitim geleceğin toplumunu hazırlar. Eğitimine sahip çıkmayan, yeterli kaynağı  ayırmayan, üstelik eğitimden tasarruf yapan toplumların geleceğe güvenle bakmaya  hakları yoktur. Sorun sadece kaynak ayırma sorunu da değildir. Toplum, “nasıl  bir insan tipi yetiştirileceğini” belirlemeli ve eğitim sisteminin o insan  tipinin yetişip yetişmediğini izlemelidir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Millî eğitimin amaçları ve ders kitaplarına bakıldığında  ulusal konular ve Atatürkçülüğün dikkate alındığını sanırsınız. Kitaplarda  Atatürk’le ilgili epeyce yazı ve şiir vardır. Oysa giderek bir mankurtlar  toplumu oluyoruz. Mankurtlaştırılamayanları yetiştirmek eğitimin görevi ise bu  kadar mankurt nereden ve nasıl çıktı? Acaba kendimizi mi kandırıyoruz?&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Türkiye yine çok cepheli bir ateş altında. Sürekli tehdit ve  taciz altında tutuluyoruz. Ulusal reflekslerimiz yavaşlatılmak ve ulusal  direncimiz kırılmak isteniyor. Bu bölümde sürecin nasıl işlediği açıklanmaya  çalışılacaktır. Bir şey yapmak için tehditlerin neler olduğunu bilmeliyiz.  Bilirsek, önlemimizi alırız. Önce görmek ve tanımak gerekir. Görünen o ki,  mankurtlaştırılıyoruz!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=""&gt;Mankurtlaşmak Ne  Demektir?&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=";font-family:'Times New Roman';font-size:12;"  &gt;Dilimizde  “mankafa” sözcüğü argo da olsa yaygın biçimde kullanılmakla beraber, “mankurt”  sözcüğünün &lt;/span&gt;aynı yaygınlıkta olmadığını biliriz. Mankurt sözcüğünü Cengiz  Aytmatov gündemimize yeniden soktu. Mankurtlaşmak, ulusal kimlikten uzaklaşma,  topluma ve kültüre yabancılaşma, zihnin yeniden inşası yoluyla bilinçsizleşme,  egemen güçlere ve süper devletlere yaranmayı içeren sosyo-kültürel bir  kavramdır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zihni yeniden kurgulanarak mankurtlaştırılan  kişi, düşmanını “efendi” kabul ederek kendi halkına ve değerlerine karşı savaşan  bir köledir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Okumuşlar kolay mankurtlaştırılabilirken halk aynı kolaylıkla ve  kısa zamanda mankurtlaştırılamaz.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kültür  kodları halkı kendi değerleriyle ayakta tutarken, aydın ya da yöneticiler gerek  arayış içinde olmaları, yeni değerlere kontrolsüz biçimde açık olmaları ve  bireysel çıkarlarını toplumsal çıkarların önünde tutmaları onları  mankurtlaştırma sürecine sokar ya da bu süreci hızlandırır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı yapıtında[1]  anlattığı bir efsane vardır: Mankurt Efsanesi. Juan-Juan adlı barbar bir toplum,  tutsak ettiği kişileri nitelikli (!) köleler haline getirmek için onların  belleklerini silermiş. Bunu şöyle yaparlarmış: Önce tutsağın başını kazır,  saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bu arada bir deveyi keser derisinin en  kalın yeri olan boynundaki deriyi tutsağın kanlar içindeki kazınmış başına  sımsıkı sararlarmış. Kuruyup büzülen deri kafayı mengene gibi sıkıp, dayanılmaz  acılar verirmiş. Bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp dışarı çıkamayınca başına  batarmış. Tutsak başını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır, yürek  parçalayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir  yerde dört beş gün aç susuz bırakılırmış. Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu  ölürmüş. Kalanlar ise belleklerini yitirirmiş. Tutsak zamanla kendine gelir  yiyip içerek gücünü toparlarmış. Ama o artık bir insan değil, ölünceye kadar  geçmişini hatırlamayan “mankurt” olurmuş. Bir mankurt kim olduğunu, hangi soydan  geldiğini, anasını, babasını ve çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile  farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için, efendisine büyük avantaj  sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı dahi  düşünmeyen, hiçbir tehlike arz etmeyen bir köle. Onun için önemli olan tek şey  efendisinin emirlerini yerine getirmekmiş.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; İşte, toplumumuzda olup bitenleri bu bağlamda değerlendirmek  gerekir. Bugün Türk toplumu mankurtlaştırılıyor. Ulusal kimliği, kişiliği, onuru  dejenere ediliyor, aşağılanıyor. Geçmişimiz ve kim olduğumuz bize unutturuluyor.  Azar azar, alıştıra alıştıra, şiddeti zamana yayıp yüngülleştirerek  mankurtlaştırılıyoruz. Uygarlıkların beşiği olmuş bu ülkenin insanları  mankurtlaştırılıyor! Topluma “geçmişi unut, kim olduğunu unut, geleceği düşünme,  anı yaşa” düşüncesi genel geçer yapılarak mankurtlaştırılıyor. Başta artık bizim  olmaktan çıkmış ulusal (?) kitle iletişim araçları olmak üzere her türlü araç bu  amaçla kullanılıyor. Bir daha kendimizi toparlayamayacak biçimde zihnimiz  yeniden inşa ediliyor! Böylece ulusal refleksimiz ve direncimiz kırılıyor.  Görünüşe bakıldığında epey yol aldıkları anlaşılıyor.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Kitle iletişim araçlarında yer alan kimi okumuşları okuyup,  dinleyince bunların mankurtlaştırıldıklarını ve tüm toplumu da mankurtlaştırmak  için görevlendirildikleri gibi bir kanıya ulaşılıyor. Uygarlıkların rahmi ya da  beşiği olmuş Anadolu topraklarında nasıl ortaya çıkar bu uğursuzluk?  Çağcıllaşmak yerine Batılılaşmaya çalıştığımız için mi? İçi boşaltılmış bir  Atatürkçülükle insanları oyaladığımız için mi? Yurttaşlarımıza ulusal bir tarih  bilinci kazandıramadığımız için mi? Yoksa aydınlarımız ve yöneticilerimiz bize  ihanet mi ediyor?&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=";font-family:'Times New Roman';font-size:12;"  &gt;Mankurtlaştırılmak  istenen bu halk, tarihte onlarca devlet kurmuş, sonuncusu dünyanın dörtte üçüne  egemen olmuş, şunun şurasında seksen yıl öncesinde en kötü durumunda bile  dünyanın ilk beşinde yer alan Osmanlı’nın sahibi; ardından emperyalizme karşı  zafer kazanmış bir halktır. Uygarlığa büyük &lt;/span&gt;katkıları olmuştur. Bu halk,  emperyal duyguları tatmış ve dünyaya düzen vermiştir. Şimdilerde emperyalizmin  aracı olarak birilerinin Ortadoğu’da, Kafkaslarda, Balkanlarda ve başka yerlerde  jandarması olarak kullanılmak istenmektedir. AB ve ABD’nin ve bir şekilde  başımıza geçirilen işbirlikçilerin yapmak istedikleri bu değil midir?&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=";font-family:'Times New Roman';font-size:12;"  &gt;Topluma  yerleştirilmeye çalışılan aktarma “tüketim kültürü”nün “kullan-at” ilkesi  geleneksel kültürel öğeler yanında düşünceyi, geçmişi, kısaca her şeyi kullanıp  atmayla sonuçlanmıştır. Geçmişin unutulması, geçmişteki çözümlerden yararlanmama  sonucunu da ortaya çıkarmıştır. Toplum giderek &lt;/span&gt;geçmişi daha az anımsıyor,  düşünce modaya teslim oluyor. Öte yandan geçmiş, tam da unutulduğu içindir ki,  itirazla karşılaşmadan hüküm sürmektedir. Bunun aşılması için öncelikle  anımsanması gerekir. Geçmişteki çözümleri unutuyor ve hatalarımızı tekrar  ediyoruz!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Yeni adına eskiyi rafa kaldıran günümüz eleştiri tarzı,  devrin zihniyetinin bir parçasını oluşturur; unutarak temize çıkmaya ve  savunmaya yarar. Kısacası, toplum belleğini ve onunla birlikte aklını yitirir.  Geçmişi düşünme yeteneksizliğinin ya da gönülsüzlüğünün bedeli düşünememektir.  Bellek yitimi, geçmiş düşünceyi fazladan bir “entelektüel çöplük” gibi sırtından  atan “radikal” ampirisizm ve pozitivizmden, geçmişin devlerine ve dehalarına çok  erken doğma talihsizliğine uğradıkları için selam duran açıkgöz kuramlara kadar  çeşitli biçimler alır.[2]&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=""&gt;ATEŞ SUYU POLİTİKASI&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Nasıl Mankurtlaştırılıyoruz?&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Batılılar Amerika’yı işgal ettiklerinde (keşif  değil, işgal!) onlar gibi silahlanmamış ve daha da önemlisi aç gözlü, barbar  davranışlara sahip olmayan yerli halkı sistemli biçimde katletmişlerdi. Kimi  kılıçtan geçirerek, kimini yerlilerin bağışıklığı bulunmayan hastalık mikropları  bulaştırarak, kimini de barınma ve beslenme ortamlarını ortadan kaldırarak[3]  yok ettiler. Örneğin Kızılderililerin temel besin ve geçim kaynağı olan  bufaloları yok ederek onları aç bıraktılar. Kısırlaştırdılar.[4] Amerika’da  sadece katliamlarda doksan milyon insan soykırıma uğramış ve  katledilmiştir.[5]&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Batı (Avrupa, Amerika) Kızılderili katliamlarının hesabını  vermemiştir. İnsanlıktan özür dilemediği gibi sömürü ve talana hâlâ devam  etmektedir. Şimdilerde açıkça Afganistan ve Irak’ta, öteden beri ise örtülü  olarak birçok yerdedirler.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Batılılar tüm yöntemlere rağmen yok edemediği  Kızılderilileri ise “ateş suyu” ile pasifize etmiştir. “Ateş suyu”  Kızılderililerin viskiye verdikleri addır. Bu ilk ateş suyudur.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Ateş suyu (alkol) bugün yaşamaya çalışan Kızılderilileri  sindirmiştir. Alkole alıştırılan, uyuşturulan Kızılderili, Kızılderili olmaktan  çıkmıştır. Kızılderili, kendisi olmak için savaşımı bir tarafa bırakıp “ateş  suyu” elde etmek için beyaz adamın kölesi olmuştur.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Kızılderililer şimdilerde Amerikan toplumunda müzelik bir  eşya muamelesi görmektedir. Unutulmuş geçmiş, unutturulmuş katliamlar,  unutturulduğu için az bir kısmı kalmış kültürle turistlere Kızılderili dansları  sergileyerek bahşiş toplayan, onu da ateş suyuna harcayan bir kitle!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Kızılderilileri bu hale sadece viski  getirmemiştir. Eğitim de bu amaçla kullanılmıştır. Sömürgen güç, pragmatik  düşünmektedir: Pahalı bir bedelle Kızılderili ile dövüşmektense onu eğitmek daha  ucuzdur.[6]&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kızılderililer mankurtlaştırılmıştır. Türkiye de böyle  yapılmak isteniyor. Batılılarla uygarlıkta yarışacak bir Türkiye değil, onları  eğlendirecek güzel bir tatil ülkesi; zorla sömürgeleştirmek, hırsızlık ve gasp  yapmak istedikleri yerlerde kullanmak üzere askerleri olmamızı istiyorlar. Bunun  için bizim mankurtlaştırılmamız gerek!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Bu arada kitleleri uyuşturmak için ateş suyunu sadece  Amerikalılar kullanmadı. Rusların da benzer politikalar izlediğini Sovyetler  Birliği dağıldıktan sonra ortaya çıkan devletlerde görüldü. Oradaki ateş suyunun  adı da votkaydı.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Emperyalizm, ateş suyu etkisi yaratan birçok araç  geliştirmiştir. Aşağıda bunların bir kısmı açıklanmıştır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;span style=""&gt;Birinci Ateş Suyu: Alkol ve  Uyuşturucu Bağımlılığı&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Emperyalizm ateş suyu politikasını her sömürgeleştirmek  istediği ülkede uygulamaktadır. Kendi mantığınca tutarlıdır. Meşrulaştırılan şey  yani alkol ve uyuşturucu, emperyalizmin toplumları/kitleleri uyuşturmada,  düşündürmemekte kullandığı bir araçtır. İçer unutursunuz. Sizi şaşırtan,  alışamadığınız şeyleri zamana yayar ve alışırsınız. Alıştırılırsınız ve uyum  sağlarsınız. Böylece tehdit olmaktan çıkar, sömürgeleştiğinizin, malınızın  çalındığının, çocuklarınızın zihninin istemediğiniz şekilde geliştirildiğinin  farkına bile varmazsınız.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oysa bilişim devrimi sürecinden geçmekte olan dünyada, dünya  entelijansiyasını izlemek, yeni haritaların çizildiği coğrafyaları en azından  anlamak, AB ve ABD köleliği arasında tercihe zorlanan, birileri tarafından yol  haritası belirlenmekte olan yurttaşlarımızın uyuşturulmaya değil, ayık kalmaya  gereksinimi vardır!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Kitleler/toplumlar/uluslar ne kadar uyuşturulursa,  düşünmekten uzaklaştırılırsa sömürgeleştirme politikası o kadar başarılı olur.  Uyuşturulup bireysel zevklerin peşinde koşan, “anını yaşayan” gelecek kaygısı  taşımayan insanlar emperyalizmin kendisine hangi oyunu, nasıl oynadığının da  farkına varamazlar. İstenen de budur çünkü sömürü ancak böyle devam eder.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=""&gt;İkinci Ateş Suyu:  Kültürsüzleştirmek, Ödlek Tavşanlar Yetiştirmek&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Üniversitede Çocuk Edebiyatı derslerine de giriyorum. Bir  dönem boyunca “çocuk kitapları nasıl olmalı ki, hem çocuklara okuma yazmayı  sevdirebilelim, hem de okuyanlar üretken iyi birer insan/yurttaş olarak  yetişsin” sorusuna yanıt arıyoruz. Öğrencilerim öğrendiklerini dönem sonunda  birer çocuk kitabı yazarak ortaya koyuyorlar. Biçim yönünden harika şeyler  ortaya çıkıyor. Ama en çok yazılan tema benim “minik tavşan tema”sı dediğim  biçimde oluyor.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Hikâye şöyle: Anne tavşan yavru tavşanla ormandaki evlerinde  mutlu bir şekilde yaşardı. Günlerden bir gün, anne tavşan yavru tavşana dedi ki  “bak yavrucuğum, benim çıkıp yiyecek getirmem gerek. Sen evde otur. Sakın dışarı  çıkma, ortalığı karıştırma ve beni evde bekle.”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Anne tavşan çıkıp gider. Derken yavru tavşan evde sıkılır. O  sırada kapı önünde bir kelebek görür. Merakla kelebeğin peşinden koşarak çıkar  ve epeyce dolaşır. Yorulup eve girmek isteyince kaybolduğunu anlar. Korkar ve  ağlar. Derken bir ağacın dibinde uyuya kalır. Gözlerini korkunç bir hırlamayla  açar. O da ne? Kurt değil mi? “Seni şimdi yiyeceğim” demektedir. Yavru tavşan  yalvar yakar olurken, komşu “Ayı Amca” oralardan geçmez mi? (Çocuk öykülerinin  kötü sonla bitmemesi gerekiyor) Ayı Amca kötü kurdu kovalar ve yavru tavşanın  elinden tutarak annesine getirir. Yolda da büyüklerinin sözünden çıkma, onların  “yap” dediklerini yap, “yapma” dediklerini yapma kabilinden öğütler verir.  Derken evlerine gelirler. Yavru tavşan ile annenin dokunaklı sarılmalarının  ardından yavru tavşan “bir daha onun sözünden çıkmayacağına, yapma dediklerini  yapmayacağına... yemin billah eder.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Minik tavşan yerine minik kuş, minik ayı, minik Ayşe de  olabiliyor. Öğrencilerin yüzde sekseni buna benzer öyküler yazıyorsa bunda bir  tuhaflık vardır. Neden bu tema anlatılır? Çünkü yıllardır okuma parçalarında,  hikâye kitaplarında hep bu temayı okumuşlardır. O kadar tanıdık, aşina  olunmuşluk vardır ki bunda!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Peki, bunun ana fikri nedir? Okuyucu bundan ne öğrenir?  Araştırma, karıştırma, kurcalama, merak etme! Dur, otur, bekle, yap denilirse  yap!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Biliyoruz ki, merak duygusu insanı araştırmaya, araştırma da  öğrenmeye götürür. Biz yakın dönemimizde, yıllardır çocuklarımıza merak etme,  araştırma, sadece “yap” denilenleri yapmayı öğretmişiz! İnisiyatif alamayan,  girişken olamayan, deneyim edinme kaygısı olmayan, aklını kullanmayan, korkak,  pısırık, yani “ödlek tavşan yavruları” yetiştirmişiz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Oysa sıradan bir Keloğlan masalını alıp  incelediğimizde Keloğlan aracılığıyla çocuklara tam tersi mesajların verildiği  görülür: Keloğlan anasını dinler ama sorunu kendi bildiği gibi çözer; genellikle  anasının öğüdünün tersini yapar üstelik. İddialıdır, araştırır, karıştırır,  büyük oynar ve büyük ödülü kazanır. Bu masallarla çocuklara Keloğlanın o  kel-kötürüm haliyle neleri nasıl başarmış olduğu anlatılır ve dinleyen çocuğa  adeta “hadi, sen ne duruyorsun” denir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Hele Köroğlu! Köroğlu, bir ozandır, bir düşünürdür, bir  müzisyendir, yavuklusu olan, sevdayı bilendir. Köroğlu kötü yöneticilere,  haksızlığa karşı direnme hakkını kullanan “birey”dir. Unutturuldu. Üniversiteli  gençlere soruyorum, “Köroğlu kimdir, nedir?” diye, çok cılız yanıtlar  alabiliyorum. Yanıt verenler de Cüneyt Arkın’ın filminden kazara öğrenmişler.  Ama Köroğlu’nun kötü kopyası olan İngiliz eşkıyası Robin Hud herkes tarafından  biliniyor! İnsanımız okumuyor ama televizyon izliyor. Televizyonda ise  Köroğlu’na yer yok.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Dünyada onlarca ülke, kültür ve sineması varken,  televizyon kanallarımızın sadece ve sadece Holivud’un, dolayısıyla Amerikan  kültürünün acenteliğini/pazarlamasını yaptığı dikkat çekmektedir. Sineması çok  gelişmiş Batı dışı ülkeler de var ve bunların bir kısmı, kültürel olarak benzer  kültür kodları taşıdıkları için, Türk kültürünün beslenme kaynakları arasında da  yer alır. Örneğin Azerbaycan, İran, Hindistan hatta Rus sineması bunlar  arasındadır. Bunları geçelim, televizyon kanallarımız Fransız, Alman, Bulgar,  Yunan, Arap, İskandinav filmlerine bile neredeyse ambargo koymuşlardır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Türk sineması aşağılanarak  etkisizleştirilmiştir. Alay edilen ve defalarca izlendiği için milletin  aptallığı üzerine yorum yapılan Kemal Sunal filmlerinde, halk Keloğlanı  görmekteydi. Deli Yürek dizisinde Köroğlu’nu görür gibiydi. Bu yapımların  izleyici rekorları kırmasının nedeni izleyicinin kendi kültüründen parçalar  bulmasıydı. Bu durum yapımcılara bir fikir vermez mi de, Holivud taklidi  diziler, sinema filmleri yapılır ve insanlar izlemek zorunda bırakılırlar? Bu  durumu en iyimser biçimde mankurtlaştırılmış okumuşlarımızın ne yapacağını  bilememeleri olarak yorumlamak isabetli olacaktır. Kültürümüzü biçimlendiren  temel kültür kodlarımızdan kopuyor, mankurtlaşıyoruz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Bunların sonucunda terörist elebaşısını yıllarca saklayan  ülkeye haddini bildiremedik. Yunanistan’ın elinde yakaladık, pasaportu Rum  (Güney Kıbrıs) çıktı. Birçok ülkenin savaş sebebi sayacağı durumu sineye çektik!  30 bin evladı yok edilmiş, 100 milyar doları bu uğurda harcadığımız için  ekonomik krizlerle uğraşmış, ülkemizin bir kısmında devlet ve toplum hizmetleri  felce uğramış, toplumsal doku zedelenmiştir. Yataklık edenlere meydanları dar  edeceğimize, dönemin Dışişleri Bakanı (İsmail Cem’in) Yunan meslektaşıyla uzo  içip sirtaki oynamasını alkışlamışız. Bugün bile bankalar dolandırılmış, bizim  paralarımız çalınmış, yapay ekonomik krizlerle sanayimize el konmuş,  özelleştirme adı altında yapılan yabancılaştırma ortadayken, kimsede en doğal  demokratik tepkiyi verecek mecal bırakılmamıştır. Uluslararası ilişkilerde AB ya  da ABD’nin en azından diplomatik nezaketle bağdaşmayacak, saygısız tavır ve  isteklerine boyun eğmeyi normal sayar hale gelmişiz. Ödlek tavşanlar toplumu  olup çıkmışız. Mankurtlaşıyoruz!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=""&gt;Üçüncü Ateş Suyu: Yabancı  Dilde Eğitim&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Türk’ün iti şehre inince Farsça ürür.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Atasözü&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Sömürge olmayan hiçbir ülke çocuklarını başka  bir ulusun dili ile eğitmez. Başka kültürlere dönükleştirmez. Biz gerek imam  hatip liselerinde gerekse yabancı dilde eğitim yapan okullarımızda bunu  yapıyoruz. Üstelik bunu savunanlarımız var. Yüksek öğretim sisteminin en üst  kademelerinde görev yapan ve Kemalist bir çizgi izleyen Kemal Gürüz, “Türkçe  bilim dili değildir, Türkçe ile bilim yapılamaz” diyerek[7] nasıl bir Kemalizm  kavrayışı içinde olduğunu göstermişti.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Atatürk, “Öğretimin Birleştirilmesi Yasası” ile sadece  medreseleri değil, yabancı dilde eğitim veren okulları da kapattı. Ama  şimdilerde Anadolu Liseleri, Kolejler, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi,  Bilkent gibi seçerek öğrenci gönderdiğimiz yerlerde yabancı dillerde eğitim  verdiriyor, kendi dilinde kavramlarla düşünmesini engelliyor, çocuklarımızı  kendi elimizle başka kültürlere sempati duyar hale getiriyoruz. Bunu  azaltacağımıza yaygınlaştırıyoruz. Gerekçe, “veliler böyle istiyor”. Velilerin  isteğini doğru anlamak gerekir. Veliler çocuklarının iyi bir yabancı dil  öğrenmesini istiyor, yabancı dilde eğitim değil!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;En seçme  öğrencilerimizi en iyi okullarımızda yetiştirip, bedavadan başka ülkelerin  hizmetine veriyoruz. Aldıkları eğitim onların ulusal duyarlıklarını zayıflatıp  mankurtlaştırıyor ve “Batı dostu” olup çıkıyorlar. Seçkin üniversitelerimiz  kendi ülkelerinden utanıp, bir Batı ülkesine gitmek için çırpınan öğrencilerle  dolu.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Devlet bürokrasisi, bilim ve sanatta üst  kademelere yükselmek için sanki Robert Kolej ve Galatasaray Lisesi’ni bitirmek  temel koşuldur. Politikacı, sanatçı, gazeteci ve bürokratlar arasında bu  okulların mezunlarının sayı ve oranı o kadar çoktur ki, sanki ülkede başka okul  yoktur ya da bu okullar dahileri alıp, akıllarına akıl, zekâlarına zekâ  katmaktadır! Elbette bu okul mezunlarının ezici çoğunluğu Batıcı. Osmanlıdaki  Enderun mektebinin yerini almışlardır. Fark şuradadır; Osmanlı Türk ve Müslüman  olmayanların zeki çocuklarını devşirip Osmanlılaştırarak onlardan  yararlanıyordu. Biz ise kendi çocuklarımızı Batıcı yaparak yabancılara devşirme  yetiştiriyoruz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Yabancı dil (İngilizce) takıntısı  üniversitelerdeki yükselmelerde de kendini göstermektedir. Yabancı dil baraj  haline getirilmiştir. Lisansüstü çalışmalar için bilim aşkı, düşünebilme,  yaratıcılık değil, yabancı dil hatta İngiliz kültürüne hâkimiyet ölçülmektedir.  KPDS ya da ÜDS gibi sınavlar sanki yabancı dil becerisini ölçmekten çok, kolej  eğitimi almamış (Batı’ya dönükleşmemiş) olanların sisteme girmesini ve  yükselmesini önlemeye yönelik!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Sömürgelerde yabancı dil, sosyal tabakalaşmanın  bir mekanizması haline gelir. Bir Avrupa dilini kullanabilenler, mesleki sektöre  ve modern iş dünyasına girebilir; bundan yoksun olanlar ise daha üst mevkilerden  mahrum edilirler.[8] Böylece yabancı dil egemenin iktidar üzerindeki tekelini  korumasına yardımcı olur.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;span style=""&gt;Dördüncü Ateş Suyu:  Cinselliğin Yozlaştırılması&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Uyuşturma etkisi yapan her şey Kızılderililerin ateş suyu  dediği şeydir. Bunlardan biri de, kültür politikasının yozlaştırdığı cinsiyetler  arası ilişkilerdir. Değer yargılarından arındırılmış cinsellik genel geçer hale  sokulmaya çalışılmaktadır. Edebiyat, sinema, televizyon, gazete ve dergilerde  cinsel açlık duygusu yaratmak için her türlü yöntem ve teknik  kullanılmaktadırlar. Renkli dünyalara kanat açmanın, bedensel hazzın  duyumsatılması ve aranması sağlanmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Egemen güç ve onun ürettiği genel geçer pop kültür,  kadınlarda köksüz, zarafet ve asaletten yoksun, kalça-göğüs standardizasyonuna  indirgenmiş bir güzellik anlayışı üretmiştir. Sinema ve televizyonda Holivud’un  standardize ettiği ve “ölçü budur” dediklerine ne kadar benziyorsa, onu ne kadar  taklit ediyorsa güzeldir/yakışıklıdır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;”Açık saçıklığı” bazı mankurtlar “çağdaşlık” sayıyor.  Kadınların itici kılıklar içine sokulmasını ise diğer mankurtlar değerlere  bağlılık olarak anlıyor. Akıntıya kürek çekmeye devam ediliyor.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Hiçbir erkeksi ilkeye uymayan maço/maganda erkek  tipi üretiliyor. Sokakta yalnız bir kadın gördüğünde “yağmalanması gereken bir  mal” gibi algılayan, elle, dille taciz eden, kaba, korkak, duygusuz, duyarsız  tipler...&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Aşkta sadakat artık “romantik tekerleme” işlevi bile  görmüyor. “Aradığım özellikler sadece bir erkekte/kadında yok, herkesten  alacağın var” anlayışı yerleştiriliyor. Sevgili koleksiyonu ve onlardan alınan  hediyeler aşkta kariyer geliştiren, kısmet, itibar artıran şeyler haline  getiriliyor. Duygular yalama ediliyor; ne dikiş tutuyor ne fren!..&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Eşcinsellik teşvik ediliyor. Bunun bir “tercih meselesi”  olduğu anlatılıyor. Eşcinsel olmadan sanatçı olunamazmış yargısı  yerleştiriliyor. Televizyonlarda, hangi cinsiyetten olduğu belli olmayan tipler  sunuluyor; cinsel rol davranışı arayan gençlere. Eşcinseller hep neşeli, şen  şakrak, sempatik, iyi ve zararsız karakterler olarak takdim ediliyor.  “Tercih”lerinden dolayı sanki hiç pişmanlıkları, sorunları yok! Erkek çocuklara  cinsiyeti belli olmayan ama kadınsı davranışlar sergileyen karakterleri olan  çizgi filmler izlettiriliyor.[9] Çocuk ve gençlere böylesi tipler örnek alınası  “modeller” olarak sunuluyor. Ne idüğü belirsiz özgürlük modası var ya,  seçenekler de sunuluyor elbette; “eşcinsel olamıyorsan/değilsen unisex de  olabilirsin!”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;Açık propaganda kitaplarının etkisi azaldığından, şimdilerde  edebiyat, özellikle romanlar bir silah olarak kullanılmaktadır. Milan Kundera,  sosyalist düzeni yıkabilmek için sadece “ihanet özgürlüğü” istiyordu.  “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” adlı ünlü kitabında başta cinsel ve duygusal  olmak üzere her türlü ihaneti yüceltiyordu[10].&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; İnsan, öğrenme yeteneği çok yüksek olan bir varlıktır.  Öğrenmelerimizin önemli kısmı da bildiklerimizi başka alanlara transfer etmekle  olur. Sevgilisine, eşine ihanetle başlayan ihanet duygusu, onu taşıyanı  ideolojisine, içinde bulunduğu gruba, kader arkadaşlarına ve nihayet ülkesine  ihanete kadar götürebilir. Milan Kundera bunu başarmıştı. Adı sosyalizmi yıkan  kahramanlar arasındadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Ahmet Altan, “Günaha Çağrı” adlı yazısında şöyle yazıyor:  [11]&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt;“Günahlar işleyelim, günahlarımız için mabetler  kuralım, kendi günahlarımıza tapalım.&lt;br /&gt;Yasak aşklar peşinden gidelim.&lt;br /&gt;Yasak  düşüncelerle oynaşalım.”&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;...&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Eğer masumsanız, bir günah ve bir suç işlemediyseniz, eğer  siz korkaksanız, kendi kendinize ihanet ediyorsunuz, kendi zevklerinizi,  isteklerinizi, fikirlerinizi kendiniz buduyorsunuz.”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;...&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Masumiyeti korkaklara ve yeteneksizlere bırakın.&lt;br /&gt;Bir  günah mabedi kurmak isterdim, her saat başı sizi günaha çağıran.&lt;br /&gt;Günah,  kendine ibadettir... Sizi kendinize ibadete çağıran bir mabet.&lt;br /&gt;Kendinize  ibadet edin.”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;“Her akşam yatarken “bugün kendim için nasıl bir  günah işledim” diye sorun kendinize, eğer bir günah işlememişseniz kalkıp bir  günah işleyin, geceler günahlar için en uygun zamandır.”&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Toplumları sarsmak için değerler aşındırılmakta,  onu ayakta tutan en önemli kurum olan aileye saldırılmaktadır. Romanlarda  “aldatma hakkınızı kullanmalısınız” önerisi ikna edici biçimde yapılır. İhanet  etmek bir “hak” olarak sunulur. Edebiyatımızda bunun misyonerliğini yapan  “Türkiyeli” romancılar bulunmaktadır (bunlar Türkiye’yi aşağıladıkça dışarıda  ödüllendirilirler). Kültürel değerlerimizin en aşağılık şey olarak gördüğü  “ihanet ve aldatma” yazılarında meşrulaştırılır, “aşağılık olan yüceltilerek”  değer haline getirilir. “İhanet” romanlarında öyle sahneler ve duygudurumlar  ortaya konur ve aldatma öyle meşrulaştırılır ve doğallaştırılır ki, okur onu  adeta yaşar, ilginç bulur ve gerçekleştirmek için çareler arar. Romanı okurken,  kahramanla özdeşleşen, olaya onun penceresinden bakan okur, zaten olayı  yaşamaktadır. Okuyucu aldatma duygusunu zihninde kurgulamış, yaşamıştır. Artık  tabu yıkılmıştır. Eşler birbirine “acaba?” diye bakmaya başlar. Evliliği ayakta  tutan “eşine güven” duygusu ise ve bu da yoksa evlilik ve aile aslında yoktur.  Bunun bir adım sonrası aldatma “hakkını” kullanan ya da kuşkunun pençesinde  kıvranan eşlerin parçaladıkları ailelerdir. Edebiyatta bu tema, insanî bir durum  olarak pekâlâ değerlendirilebilir ve sanatçının bakışı olarak yorumlanabilir.  Ancak bunun diğer araçlarla da desteklendiğini görünce, büyük bir kampanyanın  parçalarından biri olduğu anlaşılır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Pop denilen müzik türü de aynı amaçla  kullanılmaktadır: Şarkılarda “sana bir ihanet borcum var, ödedim sonunda...”  söylenir, güzel nağmelerle.. “Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe, sırf sana  benziyor diye, usulca sokulup merhaba dedim” der, saf saf...&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Sinemalarda bunca kültür zengini olan ülkede yeni kavram ve  düşünüş biçimleri ile açılımlar yapmak varken, “aldatma” en basit biçimiyle  işlenir. Holivut sinemasının aynı temayı işleyen filmleri günlerce  televizyonlarda tanıtılır. Bir kadın/erkek neden aldatır, aldatılır? Bunu  tartışmak üzere açık oturumlar düzenlenir...&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;İnsanları televizyon ile oyalamakla görevli bazı  meddahlar edep sınırlarını zorlayan belden aşağı güya esprileriyle  izleyicilerinin beyinlerine değil, ilkel dürtülerine seslenmektedirler.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Televizyondaki “muhabbet” programlarında ya da kadına  yönelik yapımlarda adeta klişe haline gelen bir söz vardır: “Aldatmayan erkek  yoktur!” Defalarca, durup dururken bile söylenmektedir. Artık genel geçer ama  bilimsel olmayan bir bilgidir... Tersini kabul ettiremezsiniz. Ne yapılmak  isteniyor? Acaba bu söz, karakterini eğiterek sadakat duygusunu geliştirmiş,  aile kavramına duyduğu saygıdan ötürü başkasına kem gözle bakmayan, saygıyla  yaklaşan aldatmamış erkekleri nasıl etkiler? Bu iddia, evli kadınları nasıl  etkiler acaba? Böylesi bir toplumsal ilişkiler düzeni olabilir mi?&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Evlilik kurumunun ilkelliği dile dolanıyor. En  ufak şeyler boşanma gerekçesi haline getirilerek, aileyi parçalayıcı politika,  program, yayın ve uygulamalarla aile güçsüzleştiriliyor, yok edilmeye  çalışılıyor. Birlikte yaşama, gecelik, mevsimlik “aşk”lar (!) seçenek olarak  sunuluyor.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Neden aileye saldırılmaktadır? Aile toplumun  temelidir de ondan. Toplumu o ayakta tutar. Aile bireyi vatanına bağlar. Aile  bozuksa toplum da bozuktur. O toplum artık ateş suyu içmiştir. İflah olmaz!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Bir topluma ateş suyu içirmek için, ateş suyu cilalı bir kap  içinde, güzel nitelemelerle alıştırılarak verilir. Örneğin içerseniz “çağdaş,  modern, Batılı...” olursunuz. Zinanın adı “çapkınlık”, yapılan şey ise “kaçamak”  olur. Bu kadar masum! Bunlara karşı çıkarsanız ya köylü olursunuz ya da gerici.  Gericiliği tercih eder ya da bir yere ait olmak için oraya katılmak zorunda  kalırsınız. Yoksa mankurtlar sizi “ot” bile sayar.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Emperyalizm ve kapitalizm, bireylerde cinsel açlık duygusu  yaratarak kendini ayakta tutmaya çalışmaktadır. Bunun için bedeninize  odaklanmanız sağlanır. Sağlıklı olmaktan çok alımlı görünmek biricik hedefiniz  olur. Tek derdi çekici olmak olan birinin yurt ve dünya sorunlarıyla  ilgilenmesi, sömürüye, işgallere, soygunlara ilgisi, açları, işsizleri,  evsizleri, mutsuzları düşünmesi ne kadar beklenir? Kendi bedeninin derdine  düşmüştür ve tensel zevklerin peşindedir. Artık insanlık umursanmaz, AB  bilinmezdir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Birey yalnızdır oysa kapitalizm örgütlüdür. Açlar, işsizler  çeşitli biçimlerde direnir ama düzen onları bir şekilde meşruiyet dışına iter ve  yok eder. İnsan olmak haysiyetinize bile dokunmaz. “İnsan olma”nın ne olduğunu  düşünecek haliniz kalmaz, mankurtlaşırsınız. Egemen gücün istediği de zaten  budur; yağmalamaya devam eder...&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Bir araştırma: Kinsey Raporu&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Alfred C. Kinsey, soy gelişimi bilimi  (eugenics-öjeni) doğrultusunda kültürel yapıbozum araştırmaları yaptı. Çalışması  (Sexual Behavior in Human Male), Amerikan aile yapısını bozarak nüfusu yeniden  üretken, kültürel, ailevi ve zihinsel programlamaya karşı korunaksız hale  getirdi. Araştırmayı baştan sona kadar Rockefeller destekledi ve 1948’de  basıldı. Kitap, Rockefeller ve Amerikan medyasının desteklemesiyle en çok  satılan kitaplardan biri oldu. Araştırmanın Amerikan toplumunu sarsan bulguları  şöyleydi:[12] Amerikan erkeklerinin % 95’i cinsellikle ilgili yasaları cezaevine  düşecek kadar ciddi biçimde ihlal etmiş, % 85’i evlilik öncesi cinsel ilişki  kurmuş, % 69’u fahişelerle birlikte olmuş, % 45’i zina yapmış, % 37’si  homoseksüel ilişkide doyuma ulaşmış, % 17’si hayvanlarla seks yapmıştı.[13]  Bunlar tipik Amerikalılar tarafından ciddiye alınmadı çünkü ortaya konanlar  kendi cinsel ahlak ve tutum algılarıyla örtüşmüyordu.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Ancak Kinsey’in başarılı olduğu bazı sonuçlar  ortaya çıktı:&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;O zamana kadar normal dışı olarak düşünülenler  “normal” oldu. Amerikan normları çarpıtıldı; öyle ki her tür cinsel ilişki  normalleşti. Eş değiştirme, kolay boşanma, seks edimleri, eşcinsellik ve  sado-mazoşizmin medyada resmedilmesiyle bunlar norm haline geldi. Cinsellik,  doğurganlıktan ayrı olarak ele alındı. Bu sayede kısırlaştırma, kürtaj ve doğum  kontrol yöntemleri kurumsallaştırılarak kitlelere sunulabiliyor. Uyuşturucu,  seks ve televizyonla tatmin edilen “duyarlı” toplum yaratılıyor (böylece  duyguları köreltilmiş ağızlardan yöneticilere eleştiri gelmesinin önüne  geçiliyor). [14]&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Kitlelerin kontrolü için cinsel “aklı  başında”lığa karşı yürütülen savaş bugün de birçok toplumda devam ediyor.  Davranışlar kitle iletişimi aracılığıyla değiştiriliyor; böylece erdem,  özdenetim, kamusal idare reddediliyor, değerlerden arınık cinsellik teşvik  ediliyor.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Beşinci Ateş  Suyu: İdeolojilerin Saptırılması ve İçeriksiz Kavramlar&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; İdeoloji, herhangi bir toplumsal kümenin yaşamına yön veren  ve kendi içinde uyumlu bir düzen oluşturan düşünce, inanç ve düşünüş  biçimlerinin tümüdür[15]. Egemen güç, zihinsel üretimi kendisi yapar ve bilinçli  bir bilinçsizleştirme süreci gerçekleştirir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Sorunlara doğru saptamalar yapanların sesi  kısılıp, yanlış amaçlar peşinden koşan ideolojiler oluşturulur. Samimi insanlar  ülke sorunlarını çözebilmek için bu yapay ve sonu belirsiz ideolojilerle boş boş  uğraşırlar. İşler daha kötüye gider. Sorunlar daha da büyür.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Bu yapay akımlar, toplumu temel sorunlarından, uygarlık  mücadelesinden uzaklaştırmak ve dikkati yapay sorun ve çözümlere çekmek için  araç işlevi görür. Bazen toplum bir fırsatını bulup sorunları üzerine düşünmeye  ve çözüm bulmaya başladığında, bu güçler ajan provokatörlerle çözümü baltalamaya  çalışırlar. Fraksiyonlar ortaya çıkar, ne için uğraştıklarını unutur,  kendilerini emperyalizmin hizmetinde bulurlar!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Dünya görüşü, insanın çevresindeki dünyaya karşı oluşturduğu  görüşlerin, anlayışların ve kavramların tümüdür.[16] Dünya görüşlerimizi  oluşturan, insanlığa mal olmuş saygın kavramların içerikleri boşaltılıp, egemen  gücün amaçlarına uygun biçimde dolduruluyor. İnsan hakları, demokrasi, laiklik,  özgürlük hatta bilim ve üniversite kavramlarının içleri boşaltıldığı için  anlamları kaybolmuştur. Örneğin “evrensellik” çarpıtılarak, “emperyalist  merkezlere bağımlılık”la eşanlamlı hale getirilmiştir. Başka bir deyişle,  evrensellik Batı, o da ABD olarak anlatılmaktadır. Şimdilerde birçok kavramın  içi özünden ve tarihsel seyri bağlamından koparılarak yanlış biçimde  doldurulmaktadır. Kavramlar yanlış olunca doğru düşünmek olanaksızdır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Aydınlar, toplumun “her türlü düşünceye açık olması”  ilkeleriyle “kaleyi saldırganlara teslim etmek” arasındaki farkı göremiyor, bu  iki kavramı birbirine karıştırıyor.[17] Böylece ülkenin düşünce dünyası  karmaşıklaşıyor, belirsizlik her şeye siniyor. Kimse önünü göremeyince amaçlar  belirsizleşiyor. Toplum nereye gideceğini şaşırıyor!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;span style=""&gt;Altıncı Ateş Suyu: Bilimsel  Bilgiden Uzaklaştırma&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;“En  gerçek yol gösterici” olan bilim, yeterince ilgi ve iltifat görememektedir.  Eğitim ve Araştırma-Geliştirme için zaten az kaynak ayrılan ülkede, krizlerden  sonra ilk tasarruf yapılan alanların başında eğitim ve bilim gelmektedir.  Siyasal iktidarlar üniversitenin sorunlarını çözebilecek arayışlar içinde  olmaktan çok, üniversiteyi bir “arka bahçe” haline getirme uğraşındadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Bilimsel bilgiye yöneltilen postpozitivist  eleştiriler, sadece bilim esnafını değil, zaten yeterince bilimsel bilgi  kullanmayan toplumu da derinden etkilemiştir. Bilimsel bilginin yerini  bilimdışı, gündelik, dinsel ya da örgütlenmemiş bilgiler almaktadır. İnsanlar  dünyayı ve olguları açıklamada geleneksel ya da kulaktan dolma bilgileri,  falcılar, medyumlar ya da şarlatanlardan edindiklerini veri olarak  kullanmaktadırlar. Bilgi kaynağı bu olunca, (bilginin nasıl işlendiği bir yana)  aldığı kararların isabeti de ona göre olacaktır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Bilimin ulusal ve toplumsal işlevini  önemsemeyen, sadece evrensel[18] işlevini dikkate alan ölçütler geçerli hale  getirilmiştir. Bilimde araştırma gündemleri, emperyalist merkezlerin  gereksinimleri doğrultusunda oluşturulup, bütün dünyaya evrensel gündem diye  dayatılmaktadır. Araştırmacılar ülke sorunlarını çözecek araştırmalar yerine,  uluslararası dergilerde yayımlanacak (onların istediği, belirlediği)  araştırmalarla, projelerle ilgilenmektedirler.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;Koray’ın[19] saptadığı gibi, artık “bedenler göçmeden beyinlerin  göçmesi”nin etkili bir mekanizması oluşturulmuştur.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Dünyanın her tarafındaki araştırmacıları,  üstelik kendi ülkelerinin kaynaklarını kullanarak, merkezin belirlediği  araştırma gündemi çerçevesinde çalıştırmanın yolu keşfedilmiş durumdadır. Bilim,  ülke sorunlarının çözümüne değil, “merkez”lerin istediği yayınları yapacak  biçimde araştırma ve yayınlara odaklanmıştır.&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ülkenin ciddi  sorunları karşısında bilim ve bilginler[20] kayıtsız kalmışlardır. Güneydoğuda  yıllarca devam eden terör ve sonuçları konusunda ciddi araştırmalar  yapılmamıştır. Laiklik, öğretim birliği, yabancı dilde eğitim, Avrupa Birliği  gibi konularda özellikle eğitim alanında yapılmış ciddi araştırmalar  bulunmamaktadır. Üniversiteler sanki suya sabuna dokunmak istememektedir.  Bilimin bıraktığı boşluk başka bilgi türleri hatta bilgisizlik tarafından  doldurulmakta, eleştirel düşünemeyen insanlar kolayca  yönlendirilebilmektedir.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Aktarmacı,  Avrupa-merkezli bir bilim anlayışı yerleşmiş, kendi toplumuna bile Batının  gözlükleriyle bakan bilginler türemiştir. Örneğin Batıcı cinsiyetçilik  anlayışıyla “töre cinayetleri”ne bakmak, sorunu çözmeyeceği gibi, ancak cehaleti  ele verir. Tipik devşirme aydın tavrıdır. Tarım toplumu değerleriyle donanmış  birinin “namus” kavrayışı da öyle olacaktır. Bunu ortadan kaldırmak  istiyorsanız, insanlara namussuzluğu telkin etmek ve onları cehaletle suçlamak  yerine, ekonomiden başlamak kaydıyla onlara moderniteyi götürerek sorunu  çözebilirsiniz.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Başkaya,[21]  “dünyaya sömürgecinin gözüyle bakan” yerli eliti şöyle nitelemektedir: ...  beyinleri Avrupa-merkezli ideolojik safsatalar tarafından dağlanmış, kendi  gerçekliğine, kendi toplumuna külliyen yabancılaşmış yerli azınlıklar, hep  emperyalizmin, sömürge ve yarı-sömürgelerde, şimdilerde Üçüncü Dünyadaki  adamları-ajanları oldular.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Altbach, üçüncü  dünya ülkelerinde yer alan üniversitelerin hemen hemen tam anlamıyla yabancı bir  model üzerine kurulmuş olmalarından ve yabancı kurumların değerlerini ve  kurumsal örneklerini yansıtmalarından dolayı sömürgeci kurumlar olduğunu ileri  sürmektedir.[22] Altbach devamında ise bu üniversiteler araştırma ve yaratıcı  entelektüel çabaya ağırlık vermemişlerdir. Böylece yüksek eğitimin çoğunluğu  Avrupa modellerini ve akademik normlarını yansıtır; fakat modern Batı  standartları seviyesine çıkarılmadan.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ülkede bilimsel  bilgi üretimi bile adeta yabancılar için yapılmaktadır. Yabancı dille  (İngilizce) öğretim yapan üniversite ve fakültelerde yapılan bilim uzmanlığı ve  doktora tezleri başta olmak üzere, neredeyse bütün yayınlar yabancı dilde  yazılmakta, Türkçe bilen okur için değil, yabancılar için bilgi sağlanmaktadır.  Ülkemizin kaynaklarıyla üretilen bilginin bu ülkede yaygın olarak dağıtılamaması  ve kullanılamaması düşündürücüdür. Eğitimin yabancı dilde olmadığı  üniversitelerde de birçok dalda yükselmek için yabancı dillerde yayın yapma  zorunluluğu bulunmaktadır. Genellikle yüksek standartta olan bu yabancı dildeki  yayınlar da Türk bilgi kullanıcısına sunulamamaktadır.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Yedinci Ateş  Suyu: Dincilik ve Sahte Din Anlayışı&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Din, toplumsal yaşamda önemli ve gerekli sosyal bir  kurumdur. Toplumları etkileme ve özellikle bireyleri yönlendirme etkisine  sahiptir. Ancak, din siyasal bir amaç gütmeye ve iktidar mücadelesi vermeye  kalkınca, toplumsal sorunlara da yol açabilmektedir. Kuşkusuz, bunu dinin  kendisi değil, din adına hareket ettiğini iddia edenler yapmaktadır. Dindar ile  dinciyi iyi ayırt etmek gerekir. Dindar ile kimsenin bir sorunu olamaz.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Din üzerinden siyaset ve ticaret yapanlar, dinsel değerleri  ve inanan insanları sömürmekte, sorunlara yanlış teşhislerin konulmasına yol  açmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Din konusu, kendisi için farklı çıkarları olan başka  ülkelerin de ilgi alanına girer. Örneğin, emperyalizmin sahte şeyh, mezhep ve  tarikatlar oluşturması yeni bir uygulama değildir. Afganistan ve Arabistan’da  şeyh kılıklı Amerikan ve İngiliz ajanları yüzyıldır faaliyetlerine devam  ediyorlar. Bunu İslam’a iyilik için mi yapıyorlar? Bunlarla hem din anlayışı  değişir, din saptırılır hem de yeni dinsel akımlarla bölücülüğe yol açılarak  toplumsal çözülme sağlanır. İnsanlar gerçek sorunlar üzerinde düşünmekten alı  konulur. Hatta ülkeler işgal edilir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Cezayir’de 1840 yılında egemen olan dinsel güç, Ticani  tarikatı ve şeyhi de Muhammed Es Sağir’dir. O sırada Fransa tarafından Cezayir’e  gönderilen ajan Monsieur Rosch, Müslümanlığı kabul etmiş&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;görünerek önce Es Sağir ile işbirliği içinde,  yerel İslam ulemasına başvurmuş ve arkasından Mısır’ın ünlü El Ezher  medresesinin ve en sonunda da Mekke ulemasına başvurarak onlara yönelttiği  “İslami itikada halel gelmeden, geçici süre, Hıristiyanlara boyun eğmek caiz  midir” sorusuna karşı “elcevap: caizdir” yanıtını almıştır. Hıristiyanlara  geçici tutsaklık yüz yılı aşmıştır.[23] “ABD ile işbirliği yapmadan başka  ülkelerde okullar açamayız” diyen yerli şeyhler de bu bağlamda  değerlendirilebilir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Dinciler aracılığıyla farklı kültürel anlayışlar sanki  “İslam buymuş gibi” topluma dayatılmaktadır. Müslüman olmak ile Araplaşmak hâlâ  birbirinden ayrılamadı. Yıllardır başörtüsü ve İmam Hatip Liseleri üzerinden  kıyametler koparılmaktadır. Körüklenen bunun gibi yapay sorunlar, adeta bir “sis  bombası” etkisi yaratarak, asıl sorunlarımızın görünmesi engelleniyor.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=""&gt;Dinsizleştirmecilik de bir  ateş suyu haline gelmektedir. Din, toplumsal yapıyı ayakta tutan sosyal  yapıştırıcılardan biridir. Birçok kültür kodu dinsel değerlere ilişiktir ve din  toplumsal ve bireysel birçok işlev görür.[24] Din, manevi olduğu kadar stratejik  de bir güçtür. Onu dışlar ya da ilgisiz kalırsanız başkaları ilgilenir ve size  karşı kullanır. Yanınızda olması gereken bir gücü karşınıza almış olursunuz.  Oysa, bir kısım laiklik savunucularının bilerek ya da bilmeyerek, işi ileri  götürüp laiklik savunusu değil, dinsizleştirmecilik yaptığı görülmeye başladı.  Öncelikle laiklik, dinin olmadığı bir yerde anlamsızdır. Laiklik din ile  birlikte vardır. Laiklik bir barış antlaşmasıdır. Yeni ayrışmalara meydan  vermemesi gerekir. Böylesi kişiler, laiklikle hiçbir sorunu olmayan dindar  kişileri dinci saflara itmektedirler.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Din ve dinsel  alanda önemli kavram ya da simgeler alaya alınmakta, küçük düşürülmekte ve  önemsizleştirilmektedir. Edebiyatta, sinema ve “bir kısım” medyada din  adamlarımız küçük hesaplar peşinde koşan, çağdışı, yobaz ve aşağılık bir çok  niteliği kendinde toplayan karakterler olarak sunulmaktadır. Anadolu’da  taşlayarak öldürme (recm) hiç olmadığı halde “vurun kahpeye” sahnelerini sık sık  izlemek zorunda kalınır. Öte yandan engizisyon ve endüljans süreçlerinden geçen  Batı toplumlarında din adamları medya ve sanatta adeta evliya olarak  sunulmaktadır. İslam’daki dinsel simgeleri aşağılamak laiklikle açıklanamaz.  Olsa olsa din düşmanlığı özellikle de İslam düşmanlığıdır. Zira laikliğin karşı  olduğu din değil, yobazlıktır.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Laikliği  savunanların bu savunuya devam etmekle birlikte son tahlilde bu toplumun  Müslüman bir toplum olduğunu unutmamaları gerekiyor. Modernleşme adına Batılı  davranışlar beklemek kimsenin hakkı değildir, doğru da değildir.  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Toplumu  yönettiği/yönlendirdiği iddiasında olanların öncelikleri iyi belirlemesi  gerekir. Ülkeye yönelik “görünen ve açık bir emperyalist tehdit” hatta saldırı  varken, tarafların incir çekirdeğini doldurmayacak konuları bir tarafa  bırakmaları gerekir. Bu durum evleri yanarken yorgan kavgasına tutuşan  karı-kocanın durumuna benzemeye başladı. Laiklik mücadelesinde kimilerinin  geldiği nokta burasıdır.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=""&gt;Sekizinci Ateş Suyu: Yapay  Gündem&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; “Bir kısım” medya toplumu bilgilendirme değil, biçimlendirme  görevi üstlenmiş, böylelikle görevinin dışına çıkmışlardır. Basındaki zihin inşa  mühendisleri, çeşitli yapay gündemler oluşturarak halkın gerçek sorunlarını  tartışmasını engellemekte, gerçekleri gizleyip üzerinde düşünmemeyi  sağlamaktadırlar. Bu durum özellikle ülkenin başına çorap örüldüğü zamanlarda  daha da artmaktadır. Hava puslandırılır ve kurtlar ortaya salınır. Dikkatler  başka tarafa çekilerek asıl yapılacak olanlar yapılır. Bazı olaylar kendi  bağlamından cımbızla çıkarılarak başka biçimlerde sunulur.  Dinleyici/izleyici/okuyucu yönlendirildiği sonuçlara ulaşır. Böylece zihinler  yeniden inşa edilir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Son zamanlarda  gündemimizin yoğunlaştığı konulara bakar mısınız: Türban/başörtüsü, kadınlar  cenaze namazı kılar mı, Cuma namazı kadınlara farz mıdır, ünlü olmak için  rezalet çıkaranlar, Cumhurbaşkanının Resepsiyonu, YÖK, popstar ve  evlenme/çiftlenme yarışmaları ve elbette futbol, futbol, futbol... Kitleler  bunlarla oyalandırılıyor [25].&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Demokrasi eğer “halkın, kaynakları adilce paylaşma sürecini  yönetmesi” ise, yönetim de karar almak ise ve karar almak da bilgiye dayalı ise  bilgiden uzaklaştırılan bir toplum demokratik olabilir mi? Ancak mankurtlar,  seçimden seçime oy kullanmanın demokrasi olduğuna inanabilirler!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; İzlenen kültür politikalarıyla ülkenin geçmişte varolan  manevi dinamiklerini gözden düşürmek ve toplumu başkasının manevi ve kültürel  değerlerine hayran bırakmak amaçlanır. Bunu yapmak için önce toplumsal aşağılık  duygusu uyandırılır, toplumsal özgüven ortadan kaldırılır. “Bir Amerikalı, bir  Alman ve bir Türk” diye başlar fıkra ve en salakça eylemi Türk olan yapar! Oysa  aynı durumlar Amerikalı için de Alman için de söylenebilir. “Burası Türkiye,  burada her türlü yanlış olağandır!” ifadeleri klişe haline gelmiştir. “Türklerin  zekâsının düşük olduğu” safsataları manşetlere çekilir.[26] Basın yayın yoluyla  toplumun kusurları ön plana çıkarılır. Ahlâk, inanç, yurtseverlik, kahramanlık  gibi değerler gözden düşürülür. Cinsel özgürlük, ilericililik gibi sloganlar  devamlı ve sık kullanılarak varolan eğlence kültürü değiştirilir. Batı ülkeleri  karşısında aşağılık duygusu uyandırılır. Kendine güveni azalmış topluluklar,  başarılı toplulukları taklit etmek ve onlar gibi yaşamak isterler. 30-60 yıllık  bir sürecin sonunda toplumun kültürel kimliği değişebildiği için amaca ulaşılır.  [27]&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Eğer eleştirici düşünmeye sahipseniz ve bu salyangozların  neden bu mahallede satıldığını biliyorsanız, bundan etkilenmezsiniz. Bunun  farkında değilseniz emperyalizm ve işbirlikçi kapitalizmin tuzağına düşmüşsünüz  demektir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Türkiye’deki egemen sınıf ya da güç, yukarıda sıralanan  birçok hususta etkili ve bazen belirleyici olmaktadır. Onlarda dikkati çeken ise  adeta kanaralaşmış[28]olmalarıdır. Kemal Tahir, “Emperyalizm o kadar açık bir  namussuzluktur ki ancak yerli alçakların aldatma ve saklama ustalığıyla  yutturulabilir. Bunu en iyi uygulayan emperyalist ajanların en yamanları da  bizdedir diye haklı olarak öğünebiliriz” demekteydi.[29]&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Başka ateş suyu etkisi yapan şeyleri de  sıralayabiliriz. Dikkat edilirse, bütün bunlar toplumu belleksizleştirmek,  kimliksizleştirmek ve kişiliksizleştirmek sonucuna yol açmaktadır. Küresel  sömürge haline getirmek istedikleri ülkemizde, zihnimiz yeniden inşa ediliyor.  Oluşturulmaya çalışılan zihin, bizim olmayan, yapay, emperyalizmle dost ve onun  uşağı bir zihindir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;span style=""&gt;Mankurtlaşmamak İçin Ne  Yapmalı?&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Atatürk 1921’de demişti ki:&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; “Millî bir terbiye programından bahsederken, eski devrin  bütün hurafelerinden sıyrılmış, Doğudan ve Batıdan gelen yabancı tesirlerden  uzak ve millî karakterimizle orantılı bir kültür [30] kastediyorum...  Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken, birliğimize ve varlığımıza taarruz  eden her kuvvete karşı müdafaa kabiliyetiyle donanmış bir nesil yetiştirmeye  muhtaç olduğumuzu unutmayalım.” [31]&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ülkemizde yaşanılan olumsuzluklara, aydın tipine  ya da gündemimizi işgal eden konulara baktığımızda, Atatürk’ün önerdiği insan  tipini yeterince yetiştiremediğimiz anlaşılmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Gerçekte ulusal/millî olmayan eğitim ve kültür politikaları  kültür kodlarını zedelediğinden toplum zihnen teslim alınmaktadır. Kültürel  yönden teslim alınmış bir ulusun bağımsız yaşama iradesi de yok olur.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Eğitim, sadece okulların ve öğretmenlerin görevi  değildir. Millî Eğitim Temel Kanunu sadece okul ve öğretmenleri bağlamaz.  Kanunun 17. maddesi “millî eğitimin amaçları yalnız resmi ve özel eğitim  kurumlarında değil, aynı zamanda evde, çevrede, işyerlerinde, her yerde ve her  fırsatta gerçekleştirilmeye çalışılır” demektedir. Bir toplumdaki eğitim, hukuk,  siyaset, yönetim, dernekler ve basın gibi tüm sistemler millî hedefler söz  konusu olduğunda birbirini desteklemelidir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Millet, bir “futbol takımı” gibi hareket  etmelidir. Birey ve kurumlar görevlerini doğru ve eksiksiz yaparsa ancak o zaman  ulusal hedeflere ulaşılır. Birinin yapmaya çalıştığını diğeri bozarsa elde bir  şey kalmaz. Kitle iletişim araçları, aileler, sokaktaki insanlar, demokratik  kitle örgütleri, siyasal partiler, kamu görevlileri... Herkes yapıp etmelerinde  “millî eğitimin genel amaç ve temel ilkelerini” dikkate almak zorundadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Millî eğitim, ama gerçekten millî olan bir eğitim en büyük  eksiklik ve beklentidir. Bütün bunları toplumca tartışıp doğru kararlara  varabilmek için de sağlıklı bilgi verecek kitle iletişim araçları ve ortamlarına  gereksinim duyulmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Haşlanmış Kurbağa&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Bilinen öyküdür; içi su dolu bir tencereye bir  kurbağa atar ve ocağı yakarsanız kurbağa yavaş yavaş ısındığından dolayı  haşlanacağını düşünemez. Sıcaklık rahatsız edici boyuta ulaşınca, o kadar  gevşemiş ve mayışmıştır ki, tencereden çıkacak gücü kendinde bulamaz ve ölür.  Oysa kaynayan bir tencereye bir kurbağayı atarsanız tüm gücünü toplar, oradan  sıçrar ve hemen kurtulur. Kurbağanın çıkamayışı hayatına yönelen tehdidi  algılayan iç düzeneğin, kurbağanın çevresindeki ani değişikliklere göre  programlanmış olmasındandır, alıştıra alıştıra olan değişime değil. Bu öykü,  insanlara azar azar zehir bile içirilebileceğini anlatmaktadır; şu sıralar Türk  toplumuna içirildiği gibi!&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; Her toplum zaman zaman rehavete kapılabilir. Uçurumun  eşiğine de gelebilir. Biz uçurumun kenarına gelmiş ama rehaveti üstünden atarak  destanlar yaratmış bir toplumun çocuklarıyız. Türkiye genç ve eğitimli nüfusu,  köklü devlet geleneği, üstün coğrafyası, zengin yer altı ve yerüstü  kaynaklarıyla geleceği parlak olan bir ülkedir. Bunu bilmek ve yoldaki engelleri  kaldırmak gerek.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Mankurtluktan kurtulmak ve  mankurtlaştırılamayanları yetiştirmekle işe başlayabiliriz. Bu görev, başta  devlet, eğitim kurumu ve öğretmenler olmak üzere tüm toplumundur. Görev sadece  bir kesime (eğitimcilere) yüklenmemelidir.&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt; &lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Sorun, Türkiye’nin bağımsızlığı sorunudur!&lt;/p&gt; &lt;div style=""&gt; &lt;hr align="left"  width="33%" style="font-size:78%;"&gt;  &lt;div id="ftn1" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference" style=";font-family:'Times New Roman';font-size:12;color:black;"   &gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:'Times New Roman';font-size:12;color:black;"   &gt;  Aytmatov, Cengiz. &lt;i&gt;Gün Olur Asra Bedel&lt;/i&gt;. İstanbul: Ötüken Yayınları.  2001.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Jacoby, Russell. &lt;i&gt;Belleğini Yitiren Toplum&lt;/i&gt;. (Çev.  Hakan Atalay) İstanbul: Ayrıntı. 1996. s. 29.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Yürükel, Sefa M. &lt;i&gt;Soykırımlar Tarihi I: Batının İnsanlık  Suçları&lt;/i&gt;. Mersin: Near East Publishing. 2005. s. 22.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn3" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Keith, Jim. &lt;i&gt;CIA’den Medya’ya Kitlelerin Kontrolü&lt;/i&gt;.  İstanbul: Nokta Kitap. 2005. s. 26.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn4" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Yürükel, &lt;i&gt;agy&lt;/i&gt;. 2005. s. 30.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn5" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[6]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Jansen, Katherina. “Amerikalı Yerlilerin Eğitim Yoluyla  Asimilasyonu” &lt;i&gt;Sömürgecilik ve Eğitim&lt;/i&gt;. (Çev. İbrahim Kalın) İstanbul:  İnsan Yayınları. 1991. s. 101.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[7]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; &lt;/span&gt;21 Aralık 1999. Hürriyet Gazetesi (Yener  Süsoy)&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn7" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[8]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Altbach, Philip G. “Üçüncü Dünya İçinde Bilginin Dağıtımı:  Yeni-Sömürgecilik Üzerine Bir Durum Araştırması” &lt;i&gt;Sömürgecilik ve Eğitim&lt;/i&gt;.  (Çev. İbrahim Kalın) İstanbul: İnsan Yayıncılık. 1991. s. 155.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn8" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[9]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Teletubbies (Teletabiler) gibi.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn9" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[10]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Küçük, Yalçın. &lt;i&gt;Şebeke/Network&lt;/i&gt;. Üçüncü Baskı.  İstanbul: YGS Yayınları. 2002, s. 174.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn10" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[11]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Altan, Ahmet. &lt;i&gt;Geceyarısı Şarkıları&lt;/i&gt;. 23. Basım.  İstanbul: Can Yayınları. 2001. s. 72-76.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn11" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[12]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Keith, &lt;i&gt;agy&lt;/i&gt;. 2005. s. 65.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn12" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[13]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Kinsey’in araştırmalarda kullandığı kişilerin üçte biri  cinsel sapkınlık, fahişelik ve çocuklara sarkıntılık gibi suçlardan hapse  girenlerden oluştuğu, ancak Kinsey’in veri girişinde bunları normal popülasyon  örnekleri olarak gösterdiği sonradan ortaya çıkacaktı.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn13" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[14]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Keith, &lt;i&gt;agy&lt;/i&gt;. 2005. s. 67.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn14" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[15]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Ozankaya, Özer. &lt;i&gt;Toplumbilim Terimleri Sözlüğü&lt;/i&gt;.  Üçüncü basım. Ankara: Savaş Yayınları. 1984, s.&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;41.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn15" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[16]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Ozankaya. &lt;i&gt;agy&lt;/i&gt;.&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;s. 40.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[17]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Nebi, Malik bin&lt;i&gt;. İdeolojik Savaş Ajanları&lt;/i&gt;. (Çev.  Cemal Aydın) İstanbul: Timaş. 1997, s. 106.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn17" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[18]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Evrensel Batı, o da ABD olarak anlaşılmaktadır.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn18" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[19]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Koray, Semih. “Üniversitelerimizin Önündeki Tehlike:  Ülkesizleşme ve Bilimsizleşme” &lt;i&gt;Bilim ve Ütopya Dergisi&lt;/i&gt;. Mayıs, 2004.  Sayı: 119.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn19" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[20]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Son yıllarda İngilizce düşünenler, “bilim adamı”, bilim  kadını”, “bilim insanı” gibi adlandırmalar yapmaktadır. Yakında “bilim oğlanı”,  “bilim kızı”, “bilim çocuğu” gibi adlandırmalar da üretebilirler. Oysa Türkçe’de  adların cinsiyeti yoktur. Eskiden bilim yapanlara “âlim” denirdi, bugünkü  karşılığı da “bilgin”dir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[21]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Başkaya, Fikret. &lt;i&gt;Çığırından Çıkmış Bir Dünya&lt;/i&gt;.  Ankara: Özgür Üniversite Kitaplığı. 2004. s. 30.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn21" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[22]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Altbach, &lt;i&gt;agm&lt;/i&gt;. 1991.s. 159.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn22" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[23]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Çavdar, Arif. “Türklerin Suudi Arabistanlılaştırılması”  &lt;i&gt;Cumhuriyet Gazetesi&lt;/i&gt;, 20 Eylül 1994, s. 2&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn23" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[24]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Çınar, İkram. “Laiklik, Laik Eğitim ve Siyaset&lt;i&gt;”. İnönü  Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi&lt;/i&gt;. Sayı 9. 2005.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn24" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[25]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Son otuz yılda Türkiye ürettiklerinin bir kısmını  çaldırdı. Körfez krizi, ayrılıkçı terörü önlemek için harcananlar, içi  boşaltılan bankalar, yapay ekonomik krizler, Batıdan alınan fahiş faizli  borçlar, gümrük birliğinden kaynaklanan zararlar... Yaklaşık 1,5 trilyon dolar  ediyor. Bu paralar bu halkın çalışkanlığıyla kazanılmıştır. Paramız çalınırken,  bizim gündemimizde başta Batı’nın pişirip önümüze koyduğu türban ve terör olmak  üzere içi incir çekirdeğini doldurmayacak konulardır.&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn25" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[26]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Tosun, Murat. “Aptallık Tartışması Bölüm 2” &lt;i&gt;Hürriyet  Gazetesi&lt;/i&gt;. 26.07.2005.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn26" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[27]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Tarhan, Nevzat. &lt;i&gt;Psikolojik Savaş&lt;/i&gt;. İkinci Baskı.  İstanbul: Timaş. 2002, s. 59.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn27" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[28]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Kanaralaşmak; Orta Anadolu’da kullanılan bir deyimdir.  İşlevinin tersini yapmak anlamında kullanılmaktadır. Örneğin, köpeğin görevi  sürüyü kurda, çakala karşı korumak iken, köpekte bir tabiat bozulması olur ve  giderek koruması gereken koyunları kendisi yemeğe başlar. Bunun anlaşılması da  uzun sürer. Zira köpeğin görevi normal olarak sürüyü kurtlardan korumak olduğu  ve genel olarak da bu görevi yapageldiği için sürüde eksilen koyunların köpeğin  işi olduğu zor ve geç anlaşılır. Anlaşıldığında ise birçok koyun kaybedilmiş  olur.  (http://ercuemend-oezkan.com/index.php/Ahlaki-Yozlasma/Kanaralasmak.html)&lt;o:p&gt;  &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn28" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[29]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Kemal Tahir. &lt;i&gt;Notlar/Batılılaşma&lt;/i&gt;. Yayına Haz.: C.  Yazoğlu. Bağlam Yay. İstanbul, 1992 s 43. Akt: Sezgin Kızılçelik. &lt;i&gt;Batı  Bataklığı&lt;/i&gt;. Ankara: Anı Yayıncılık, 2005. s 96.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt; &lt;div id="ftn29" style=""&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[30]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Atatürk, burada “kültür” sözcüğünü “eğitim” karşılığında  kullanmaktadır. Bir ara (1935-1941) Maarif Vekâletinin adı da Kültür Bakanlığı  olarak değiştirilmişti (Akyüz 1993: 345). Bu vesileyle belirtmek gerekir ki,  Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” sözünü “Türkiye  Cumhuriyeti’nin temeli eğitimdir” diye anlamak gerekir.&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"  style="color:black;"&gt;[31]&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt; Atatürk, Mustafa Kemal. &lt;i&gt;Atatürk’ün Bütün Eserleri.&lt;/i&gt;  Cilt: 11, İstanbul: Kaynak Yayınları. 2003. s 236.  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5144387749562220272-1054560621941576127?l=mankurtlastirma.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mankurtlastirma.blogspot.com/feeds/1054560621941576127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=5144387749562220272&amp;postID=1054560621941576127' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5144387749562220272/posts/default/1054560621941576127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5144387749562220272/posts/default/1054560621941576127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mankurtlastirma.blogspot.com/2008/04/mankurtlatrma-nedir.html' title='Mankurtlaştırma Nedir'/><author><name>milliformalar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04348632320211523051</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='11308377206441917837'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_D6-JeMCZc0Q/SHS3MDAO3MI/AAAAAAAAAA4/F5YzaCU8kzc/s72-c/bayrak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>